Ahteri Düşkün Garibim

Makam: Nihavent

Bestekar: Hacı Arif Bey

Sanatçı: Çiğdem Yarkın

Güftekar: Mehmet Sadi Bey

Usül: Ağır Aksak

Ahteri Düşkün Garibim

Sultan Abdülaziz'in ölümünden sonra Mızıka-i Hümayun’da girişilen tasfiye sonucu Hacı Arif Bey’de açığa alındı. V. Murat’ın üç aylık padişahlığından sonra Sultan II. Abdülhamit Han tahta çıktı. Besteci uzun bir süre işsiz kaldı, geçim derdine düştü. Zincirlikuyu'da bir çiftlik evine çekilip çevreden koptu.

Osmanlı Sarayı bestecinin yokluğunu yeniden hissetmeye başladı. Arif Bey'in içinde bulunduğu durum Abdülhamit Han’a iletildi. Bunun üzerine besteci yeniden Saray'da görevlendirildi. Böylece sarayda dördüncü Arif Bey dönemi başladı.

Mızıka-i Hümayun'da dördüncü kez görevlendirilen Arif Bey'e kolağası rütbesi verildi ama bu ona göre küçük bir rütbedir. Arif Bey önceki padişahlardan gördüğü ilgiyi Abdülhamit Han’dan göremediği önemsizlik  yüzünden huzursuz oldu. Sarayın eski canlı havası da kaybolmuştu; siyasi durum gittikçe gerginleşmekteydi. Abdülhamit’ten umduğu yakınlığı göremeyen besteci, kimi zaman Zincirlikuyu’daki eve çekilerek sade bir yaşayışın verebileceği mutluluğu aradı, kimi zaman da padişahla çatışmayı göze alan davranışlarda bulundu. 

 

Abdülhamit’in "Şu şarkıyı oku", diye verdiği bir emre karşı mabeyinciye: 

“Ben onun babasından çok saygı gördüm. Bana, ‘Şu şarkıyı oku’ diye emir veremez. Sanatta padişah iradesi geçerli değildir”  cevabını vermesi üzerine, Saray’da zindana hapsedildi.

Elli gün sonra, Nihavent makamındaki “Ahteri düşkün garibim, âşık-ı avareyim” şarkısını besteledi.

Ahteri düşkün garibim, âşık-ı avareyim

Gün gibi deryayı aşkında gezer biçareyim

Sana kul oldum kapında gayrı kime varayım

Şivekârım sen dururken ben kime yalvarayım

Talihsiz, başıboş ve garip bir âşığım. 
O kadar açık ki, sevgilinin aşk denizinde yüzen bir çaresizim. 
Ey sevgili, kapında kulun oldum, başka nereye gideyim? 
Sen dururken ben başka kime yalvarayım?”


İlk dizedeki "yıldız" anlamına gelen Farsça "ahter" kelimesi "talii düşkün" biçimine dönüştürülerek padişaha sunulmasını arkadaşı Rifat Bey’den rica etti. Rifat Bey bu şarkıyı padişahın huzurunda okudu. Padişah, Arif Bey’i afetti.