Baki ( 1526-1630)

Şairlerin Sultanı

Baki  ( 1526-1630)

 

Baki, 1526 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. 1600 yılında İstanbul'da vefat etti. Osmanlı Divan Edebiyatı'nda şiire biçim ve içerik açısından birçok yenilik getiren ve yaşarken "Sultanü Şuâra" (şairler sultanı) unvanını aldı. Asıl adı Mahmut Abdulbaki. Fatih Camii müezzinlerinden Mehmet Efendi'nin oğludur. Çocukluğunda bir süre esnaf yanında çıraklık yaptı. Güçlü okuma isteği sonucu medreseye girdi. Zamanının ünlü müderrislerinden Karamanlı Ahmet ve Mehmet efendilerden ders aldı. Birçok ünlü edebiyatçı ile tanıştı. Hocası Mehmet Efendi için yazdığı "Sümbül Kasidesi" ününü artırdı.

 

Dönemin ünlü şairlerinden Zati’nin dikkatini çekti. 18-19 yaşlarında ünlü bir şair oldu. Süleymaniye Medresesi'nde Ahmet Şemseddin Efendi'nin derslerine devam etti. Nahçıvan seferinden dönen Kanuni Sultan Süleyman'a sunduğu kasideyle saray çevrelerine girmeyi başardı. Kadılık göreviyle Halep'e gönderilen hocası Ahmet Şemseddin Efendi ile Halep'e gitti.

 

1560 yılında İstanbul'a dönüşünde Şeyhülislam Ebussuud Efendi ile tanıştı. Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümü üzerine duyduğu üzüntüyü "Kanuni Mersiyesi" ile dile getirdi. II. Selim döneminde Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa'nın korumasına girdi. Saray toplantılarına çağrılmaya başlandı. 3. Murat döneminde de yerini korudu. Süleymaniye Müderrisi oldu. Düşmanlarının bir oyunu ile bir süre gözden düştü. Edirne'ye sürüldü.

 

Medine ve Mekke kadılıkları yaptı. 1581 yılında İstanbul'a döndü. 1584 yılında İstanbul Kadısı oldu. 1591 yılında Rumeli Kazaskerliği görevine getirildi. Şeyhülislam olmak istiyordu ama bu görevi elde edemeden yaşamını yitirdi. Zevke ve eğlenceye düşkün, neşeli, hoş sohbet ve hırslı bir kişiliği vardı. Nükteci ve dedikoducu yapısı yüzünden zaman zaman döneminin önde gelenlerini darıltıp zor durumlara da düştü. Hicviyeleri ile ünlüdür. 

Özel yaşamındaki özgürlüğüne ve sınırsızlığına rağmen kadılık görevlerinde adalete düşkünlüğü ile dikkat çekti. Mesnevi yazmadı. Başarılı kasideleri de olmasına rağmen gazel şairi olarak tanınır. Dünyanın geçiciliğinden yakınan, okurları aşk ve şarabın tadını çıkarmaya çağıran gazelleriyle ünlendi. Şiirlerinde tasavvufi değil, dünyevi aşka önem verdi. 

Edebiyatta geleneklere bağlı kaldı ama şiir diline yeni bir düzen ve akıcılık getirdi. Nazım tekniğini geliştirdi, birçok büyük şairin kaçınılmaz olarak gördüğü nazım kusurlarından kurtulmayı bildi. Çağdaşı şairlere göre daha sade ve anlaşılır bir dil seçti. Biçim açısından kusursuz şiirleri, duygu ve anlam bakımından Fuzuli’ninkiler kadar derin, Nevi’ninkiler kadar içten bulunmaz.

Eserleri, 16. Yüzyıl Osmanlı toplumunun beğenisine uygun, sanat incelikleri ve hayal güzellikleri ile doludur.

Duru ve temiz bir İstanbul lehçesinin yanı sıra şiirlerinde halk deyimleri ve söyleyişleri de kullandı. Divanı Kanuni Sultan Süleyman döneminde hazırlandı. Ama bu divan bütün şiirlerini kapsamaz. Başında manacaat ve na't bulunmayan divanında 27 kaside, 2 terkib-i bend, 1 terci-i bend, 7 tahmis, 619 gazel, 24 kıta, bir tarih ve 38 müfred yer alır. Çevirileri ve dinsel konularda eserleri de var. (www.edebiyatogretmeni.net)

 

Rakım Elkutlu’nun Hüseyni makamındaki şarkının bestesi Baki’ye aittir.

 

Müheyyâ oldu meclis sâkiyâpeymâneler dönsün

Gel gel gel işvebazım, gel gel gel çâresâzım

Ter dil li te ne nen te nen te nen nen

Na de re dil li ney vay yâr, yârpeymâneler dönsün

Bu bezm-i ruh bahşın şevkine mestâneler dönsün

Gel gel gel işvebazım gel gel gel çâresâzım

Ter dil li te ne nen te nen te nen nen

Na de re dil li ney vay yâr, yârmestâneler dönsün

Ey içki dağıtan güzel, meclis hazır; kadehler gelsin.

 Bu cana can katan toplantının neşesine, kadehler gelsin.

Ey gönül, aşk şarabını öyle iç ki; sen değil gökyüzü sarhoş olsun,

Çınlasın,  şarap mahzeni feleğin başında dönsün.”

soyka

Tanburi İzak Efendi’nin Şedaraban bestesinin sözleri şair Baki’ye aittir.

Ey safâ’-yı ârızından çeşme-i hurşîd-âb

Şûle-i şem’-i cemâlin nûru imiş âf-tâb

Sanma şebnemdir düşen mihr-i ruhundan subh-dem

Kubbe-i gerdûn çıkardı tâb’-ı âhımdan gül-âb

 

”Ey yanağının berraklığında, sonsuz hayat iksirinin çeşmesi olan sevgili.

Güneş, senin güzelliğinin ışığından yansıyan nurdur.

Sabah vakti yeryüzü, senin güneş gibi parlak yanağın sebebiyle kırağıyla dolmadı;

Onlar benim âhımın hararetiyle gök kubbenin, oluşturduğu gülsularıdır.” (http://www.devletkorosu.com/index.php/gufteler-ve-anlamlari

Baki’nin bestelenmiş eserlerinden bir kısmı:

 

Isfahan   -Karar etmez gönül mürgü bu bağın değme-Zaharya

Uşşak-Zülfünü görsem izârın üzre ey hûr-i cemil-Rifat Efendi(Hâfız-Molla)

Hicaz-Düşse zülfünden arak ruhsâr-ı cânân üstüne-Halil Efendi

 

Hazırlayan: Suat Yener